SEVİŞTİRME MEMURLUĞU (Öykü)

‘Ayılar, çocuklar ve kadınlar oynamayı çok sever.’ sözünün yanlışlığını pek görmedim ama ben, oldum olası oynamayı hiç sevmem; yalnızca bu yüzden de evlenmekten hep kaçındım ama bu kez iş başkaydı: Delicesine derler ya, işte öyle sevdalanmıştım. Ne yapacağımı bilemiyor, kara kara, alacalı alacalı düşünüyordum: Bir yanda huyu da suyu da kendi de güzel mi güzel, özgün, özel, güven dolu bir fıstık, öte yanda oynamaktan utanma gerçeğim. Belki de yiğit olduğum için ellerimi havaya kaldırmayı sevmiyordum; teslim olmak gibi geliyordu belki bana, kimbilir. Eller havaya kaldırılmadan oynanan bir oyun olsaydı yine de kötü olurdu çünkü bu durumda çoktan evlenmiş ve bu tatlı bayanla evlenemezdim. Haa, yaşım doğal ki, doğal ki merak etmişsinizdir; otuz beş. Benim gibi yakışıklı bir erkeğin bu yaşa kadar bekar kalması işte hep bu oynama korkusu yüzünden. Bence düğünler de, oynamaklı düğünler, oynamaksız düğünler diye ikiye ayrılmalı, tıpkı sigara içilebilen yerler, sigara içmek yasak yerler gibi.

 

İşte böyle bir sevda başıma gelmeseydi yine de evlenmezdim ama geldi işte başa, baş yarıldı baştan başa.

 

Ve iş söz, nişan derken geldi nikaha. Ama nişanlımla anlaştık; ben asla düğünde oynamam. Nişanlım sordu: ‘Ee, napiciz?’

 

Düşündüm taşındım, şöyle bir yol buldum: Ben nikahtan yani düğünden üç gün önce kandırıktan bacağımı kıracağım; bacağımı tıpkı kırık bacak nasıl sarılırsa öyle saracağım. Ee, damadın bacağı kırık, oynayamaz. Nişanlımla böyle anlaştık. Napim, oynayamam, ellerimi kaldıramam, kıçımı sallayamam; ben yiğit adamım, oram buram oynamaz. Neyse ben başladım nikah işlemlerine. Sora sora buldum evlendirme memurluğunu. Daha doğrusu bulmama yardımcı oldular. Meğer kimse ‘ Evlendirme memurluğu’ diye bir yer bilmiyormuş; tek bildikleri yer , böyle karıkoca işleri için, ‘Seviştirme memurluğu’ymuş. Neyse vardım bu memurluğa, başvuru yapacağım, neler gerekli falan.

 

Dedim ki: ‘ Ben evlenmek istiyorum.’

Bayan memur sordu.’ Benimle mi?’

-Yok devenin nalı.’ dedim içimden; ‘seninle evleneceğime kırk yıl daha bekar kalmayı yeğlerim.’

-Nişanlımla,’ dedim, ‘ Doğal ki. Neler gerekli öğrenmek istiyorum.’

-İsim?

-Emre Aydır; dedim.

-Makgayvır gibi mi yani!; dedi gülerek.

-Ne ilgisi var ya, Emre Aydır'la Makgayvır'ın!

Memur gülerek:

-Biz her gelene takılırız böyle!; dedi.

-Kulağa mı takılırsınız ayak bileğine mi?; dedim. Takılma sırası bendeydi! Kahkahalarla güldü bayan.

-Ee, söyle bakalım, kaç aydır?; diye sordu.

-Ne kaç aydır?; diye sordum salakça. Kahkahalarla güldüğünü gördüğümde tuzağa düştüğümü anladım.

-Çok hoşsunuz; dedi ve anlatmaya başladı: ‘ Önce bir adet nişanlı, o varmış. Sonra yedişer vesikalık resim, oturma belgesi, kimlik belgesi. ...’

-Pozisyon biliyor musunuz, pozisyon?’

-Ne pozisyonu?’ diye sordum şaşkınlıkla.

-Şey pozisyonu şey, sevişme. En az yirmisekiz pozisyon bilmeden hukuksal haklar yaratıcı sevişme izini olmuyor ne yazık ki. Yoksa o uzun yıllar aynı pozisyonla nasıl geçer. Sonra da boşanmaya gidiyorlar.’

-Yirmisekiz mi! Bir, iki tane biliyoruz, yetmez mi?’ dedim.

-Yetmez. İki pozisyonla evlilik mi olur hiç, olacak şey değil. İnsanları bazan hiç anlayamıyorum. İki pozisyon için evleneceksen hiç evlenme değil mi ama? Biri de büyük olasılıkla elle boşalmadır. O zaman sizi ivedi olarak öncelikle pozisyon eğitimine almamız gerekiyor, nişanlınızla birlikte. Bir haftalık kurslarımız var ücretsiz. Avrupa’lı eğitmenlerce. Sağlıklı ve sonsuz bir birliktelik için bu gerekli.’ Ve ekledi: ‘ Ayrıca tam evrimleşmiş bir hastaneden şey almanız gerekli. Kalkar belgesi. Kalkmıyorsa, pozisyonlar da işe yaramaz değil mi. O caanım evlilik daha başlamadan biter, yazık olur yazık. Ayrıca o tür bir hastaneden uyum belgesi almalısınız.’

-Tam evrimleşmiş ne demek?’ diye sordum.

-Yani, ameliyat atıklarından sucuk, salam gibi şeyler yapılabilen bir hastane.’ diye açıkladı.

-Peki, uyum belgesi??

-Yani sizinkinin ölçüleriyle onunkinin ölçüleri arasında eşitlik olup olmadığı belgesi. Yani bir barbarlık oluşmasın diye bu. Yani herşey siz sevgili yurttaşlarımızın mutluluğu ve Avrupa sıtandartlarında(standartlarında) sevişebilmesi için.

-Aman Tanrı’m, ne diyor bu ya!’ diye inledim yüreğimden. Sanki yüreğim buz kırıntıları içinde dondu.

-Başka ayrıca var mı? diye sordum bitkinlik ve şaşkınlıkla.

-Ayrıcaaa, nişanlınız oral, anal ilişkiye de razı olmalı, yoksa olmaz çünkü Avrupa Birliği böyle istiyor. Sıtandartları böyleymiş. Yani herşey siz sevgili yurttaşlarımızın insanca bir dünyada mutlu yaşaması için. Demokrasi için bunlar gerekli.

-Başkaa ayrıcaa var mıııı?; diye sordum yine. Bu kez iyice bitkinleşmiştim; açıkçası çökmüştüm. Nişanlım böyleri şeyleri sevmez, vurur beni vurur. Namusa bacak arasından gidilmez de demokrasiye bacak arasından gidilirse olacağı bu.

-Ayrıca organlarınızın birer resmi de dosyaya iliştirilmeli. Bunlar size verilecek etnik ve cinsel kimliklerinize yapıştırılacak. Biliyorsunuz, her etnikte cinsel organlar başka başka olur. Yani madem sevişecek, bir yastıkta buruşup gideceksiniz, birbirinizi iyi tanımalısınız değil mi? Bunlar hep siz sevgili insanların özgür, demokratik, insanca ve mutlu yaşaması için. ’

İnsanca buysa, hayvancayı yeğlerim. Utanmam kalmamıştı artık, yüzsüzce sordum:

-Ee, başka; gerdeğe bir memur da gönderecek misiniz, durumu rapor etsin diye?’

-Haklısınız,’dedi, unutmuşluğundan utanırcasına, başka şeyden değil, ‘ Onu söylemeyi unuttum, Evet bir de o da var. Kimse size zorla, sevişin demiyor değil mi? Gerdek, kayıda alınmalı ki sonra kalkıp ‘ Yok bakire değildi, yok şeyi kalkmıyor, yok şurası yamuk, yok burası buruk, yok orası vuruk, yok burası kırık denilmesin, değil mi? Bu belgeler ileride size yararlı olacak, bize değil. Herşey siz sevgili yurttaşlarımız için. Ha, bir de şu var: Haftanın hangi günleri ve saatleri, ne kadar süreler, hangi pozisyonlarla sevişecekseniz, bunu da yazıp, imzalayıp dosyaya koyun. Herkes aynı anda sallanırsa deprem olabilir, biliyorsunuz deprem kuşağındayız ve her an büyük bir deprem olabilir. Herkesi aynı anda sallandırmamak lazım yataklarda. tek pilakalar(plakalar) ayın tek günlerinde, çift pilakalar ayın çift günlerinde sevişebilir ancak, yasa böyle.’

-Pilaka mı? O ne ?

-Kimlik sayılarının son sayıları yani.

-Bi pilakamız eksikti yani. Bu ülkede, evlendirme memurluğu olmadığından emin misiniz? Ben bir evlendirme memurluğu bulsam iyi olacak.’ diye mırıldanırcasına sordum.

Memur kaşlarını kaldırdı  kaldırabildiği kadar yukarı, sırıtırak.

-Bir tanecik bile mi yok?; diye sordum bir umutla.

Memur bu kez hem kaşlarını yukarı kaldırdı hem de başını iki yana salladı dalga geçercesine.

-Hiç mi?

-Cık!

-Ohoo, ‘ dedi beni küçümseyerek, ‘ evlilik, o eskidendi. O büyük bir barbarlık ve ilkellikti. Aataerkillik, erkek egemenliği, haalkalı kölelikti o. Avrupa Birliği geldi de o barbalıktan, ilkellikten, çağdışılıktan, gerilikten kurtulduk. Şimdi artık evlendirme memurlukları yok, seviştirme memurlukları var. Nasılsa sevişmeyecek misiniz? Evlenmek başka birşey, eve girmek gibi yani olayı iyi açıklamıyor. Hem kimisinin evi var, kimisinin dairesi, kiminin katı, kiminin yalısı, villası. Bunların her biri için memurluk kurmaya kalkarsak işimiz var. Biz, işin özüne indik. İnsan sokakta da sevişebilir değil mi, eve gereksinimi yok ki. Bakın geçen gün Belçika’lı turistler kaldırımda seviştiler. Yani şimdi bir de kaldırımlandırma memurluğu mu kursun devlet. Evlendirme memurlukları zamanında bazıları  gelip ev bile istiyordu bizden, adınız evlendirme memurluğu diye. Yani bir yerde, büyük bir karmaşaya da neden oluyorlardı. Biz evlendirmiyoruz, olsa olsa eşlendiriyoruz bir yerde  ama işin özü  yine de sevişme olduğu için en uygun ad, seviştirme memurluğu. Sevişmek için illa ev gerekmez ki. İnsanlara  diyemeyiz ki illa evde sevişeceksiniz.  Bak elin Belçika'lısı ta oralardan geldi, kaldırımlarımızda sevişmeye. Sevişmeyeceksen de niye evleniyorsun değil mi? Sevişmek için ev alın ya da kiralayın da  denilemez kimseye. Yani çok mantıksızdı evlendirme memurluğu adı.’

 

Oo, bakıyorum ülkede utanma falan gitmiş. Ee, mini etek, göbek açık, meme açık, bikini, çıplak manken göbeğinde suşi yemek, eşcinsel evlilik, zina serbestliği, çocuk yaşta kızlarla evlenebilme, birden çok karı alabilme derken olacağı buydu. Madem utanma gitmiş tahtalı köye; kendime birden, nedenini anlayamadığım güç, mutluluk, güven, sevimlilik geliverdi. Memurun yarıları ortalıkta sebil gibi, uçları ha göründü ha görünecek gibi duran top top memelerine ağzımın suyunu akıtarak bakıp, ‘Memelerin çok güzel. Onları okşamak için hangi belgeler gerekli?’ dedim.

 

-Onlar sana kurban olsun yiğidim! Belge istemez.’ dedi.

 

Utanmam kalmamıştı. Bunca yıl boşuna utanmışım meğer. Elin uygar, çağdaş, üstün insan Belçika’lısı taa oralardan gelmiş kaldırımlarımızda sevişmek için; ben niye utanıp yaşamı kendime zehir edecek mişim yaa? Çıktım memurun masasına, bunca yıl oynamamamın acısını çıkarırcasına başladım oynamaya. Bayıldım ben bu yasalara. Ohh; çal oynasın, vur patlasın.

 

Off, baktım bir de bayan memur çırılçıplak soyunmuş, benimle masa üstüne göbek atıyor. Ne var utanacak ya, ne var. El kadar bikinilerle binlerce erkeğin içinde salına salına dolaşmayı başardıktan sonra, bundan ötesinde utanacak ne var, değil mi! Ne var utanacak! Utanmak barbarlık, gerilik, ilkellik, insanlık dışılıktır! Bayan memur bir bayan memura seslendi: ‘ Mastika koy mastikaa!’ O bayan memur, bilgisayarına mastikayı koydu. Oda doldu mastika. Başladık bayan memurun masasının üstünde hunharca sevişmeye.

 

Bayan memur birden irkilerek alnıma baktı, ‘ Alnın kanıyor.’ dedi. Elimle baktım, kan geldi: Utanma, ar damarım çatlamıştı.Çatlarsa çatlasın, patlarsa patlasın. Kızlık zarının öneminin kalmadığı bir ülkede utanma damarım çatlasa ne olur çatlamasa ne olur. Yeter ki başka yerimdeki damar çatlamasın. Başladık onca insanın içinde memurla, masa üstünde sevişmeye. Ha sokak kaldırımı ha devletin masası, ne var yani. Devletin masası daha havalı yani. baktım odadaki öteki memurlar ve yurttaşlar gözyaşları içinde, el parmaklarını sevgiyle birbirlerine kenetlemişler, derin bir saygı ve kıskanma içinde, büyülenmişler gibi bir sağa bir sola sallanarak, kendilerinden geçmişçesine bizi izliyorlar.. Batılılar da böyle sahneler de böyle yaparlar ya; gerçekten tam batılı olmuşuz, yaşasın Batı!’ Ya ben bu Belçika’lıları , sokakta, kaldırımda seviştiler diye daha düne kadar dövmeyi düşünüyordum, şimdi onlara benzedim; ne kadar da barbarmışım, ilkelmişim, gericiymişim yav. sağolasın Belçika, sağolasın Avrupa, sağolasın batı!’

 

Sırtıma birşey battı. Çıkarıp baktım, memurun masasındaki bir raptiyeymiş. Üstüne zimmetlidir diye raptiyeyi memura verdim, annemle göz göze geldim: ‘ Saat on iki oldu , hani evlendirme memurluğuna gidecektin, hala uyuyorsun, kalk bakim!’

 

-Amaann anne; dedim, ‘bir Avrupa’lının rüyasına bu barbar, ilkel, gerici, Anadolu, köylü giysileriyle girmeye utanmıyor musun?’ Yorganı başımdan aşağı örttüm. Neyse ki mastika hala çalıyordu, rüya bitmemişti; Avrupa rüyası. Avrupa tiren(treni) henüz kaçmamıştı. Ohh, yaşasın Avrupaaaaa! Ayılana Amerika, bayılana Avrupaaaa!

 

Necdet Gürçiftçi
Bir Türk bilgesi

2010-Ağustos

Yorum Yaz