Embed

BUNLAR ÖĞRETMEN Mİ- 2

Daha önceki yazım ‘Bunlar öğretmen mi-1’de; kitap sevgisi olmayan, kitabı bir yakacak türü de olarak gören öğretmen türünden söz etmişdim(etmiştim).
 
Bu yazımda ise; öğretmenliği hak etmeyen başka bir öğretmen türünden söz edeceğim.
 
Bu tür; çok ses çıkaran topuklu ayakkabılar giyerler. Geçdikleri(geçtikleri) her yolda ‘Taka tuk, tak tak, tuka tak tak’ diye sesler bırakırlar. Apartman merdivenlerinde, okul koridorlarında, sokaklarda...
 
Çıkardıkları bu ‘gürültü’ seslerini de hiç de(te) umursamazlar. Belki de onları piyano sesi olarak düşünürler, algılarlar, yorumlarlar. Ancak o sesler beni çok rahatsız eder. Belki cahil, duyarsız, kültürsüz biri olsam rahatsız etmezlerdi. Ancak ben; uygar, aydın, kültürlü insanın; en küçük gürültüden bile hem kendi hem bilim hem de toplum adına rahatsız olması gerektiğini düşünürüm. Gürültülerin cinayete yol açabileceğini, gürültü yapmanın suç sayılması gerektiğini faks ile gazetelere, televizyon kanallarına ve evimin sokağa bakan penceresine yazdığımda, bağıra bağıra simit satan simitçileri, hoparlörleri ile bağıra bağıra satış yapan türlü türlü satıcıları bazan göğüs göğüse savaşlar ile uyarmaya başladığımda ve bazı insanlar bana güldüğünde ve bir emekli müftünün beni yüksek duyarlı bir Müslüman sanıp, köpek bağlasan burada durmaz denilen türdeki iki odalı, karanlık, aşırı nemli, dinsiz-inziva evimde kirada oturduğumu öğrenmesi üstüne bana bedava bir daire vermeye ve benim de ‘Ben dünya malı için değil, ahiret malı için çalışıyorum, dünya malı hediyeni alamam’ deyip hediyesini geri çevirdiğimde ve gürültü yüzünden cinayetler başladığında; sanırım 13-15 yıl önce idi... Evet; sonra çok cinayetler işlendi gürültü yüzünden. Onlarca kişi öldü, gürültü yüzünden ve onlarca kişi de hapise girdi.
 
Önce yok say, dalga geç, önemsiz göster, iş ciddileşirse, iş korkunçlaşırsa önlem almak; ya da ‘Beni yanlış anlamışlar, yanlış anlaşılmışım, konu saptırılmış’ demek, bugün de demokrasilerde bir yöntem sayılmakda(sayılmakta). Hava kirliliği ile de önce dalga geçilmişdi(geçilmişti). ‘Koskoca gökyüzü kirlenir mi yav!’ denilip dalga geçilmişdi(geçilmişti). Anlamadıkları şey şu idi: Kirlenen şey gökyüzü değil, soluduğumuz, içinde bulunduğumuz hava idi. Dün bana gülenler, bugün kan ağlamaktalar. Bir düşünür, alim, bilge uyarıyor ise, doğrudur. Toplumlar ve insanlar bunu anlamalı artık. Oyu pek övülen halk, gerçekleri bilemez. Bilse idi, üniversitelere gerek kalmazdı.
 
Eskiden; pisikopat, sosyopat yani o zamanlar berduş, serseri, külhanbeyi denilen tipler; kösele tabanlı ayakkabılarının altlarına, 5-6’sı sağ ayakkabının altına, 5-6’sı sol ayakkabının altına olmak üzere 10-12 küçük metal parçaları çaktırırlardı. Yolda ses çıkarsın diye. Yolda; şak şak, çat çat, çıt çıt ses çıkarsınlar diye.
 
O zamanlar şak şak, çat çat, çıt çıt metalleri vardı. vardı.
 
Şimdi ise tahta topuklar.
 
Taka tuk, taka tuk, tuk taka taka tuk... Sinir bozucu bir ses.
 
Bu sesi sevmek; ‘Ben toplumu, başkalarının rahatsız olmasını hiçe sayıyorum’ demektir. ‘Gürültü yapmayı seviyorum’ demektir. Başkalarını, toplumu, çevreyi, bilimsel gerçekleri iplemiyorum, demektir. Ben zevk aldığım, sevdiğim herşeyi; başkalarını rahatsız etse de yaparım, demektir. Ben kendimden başkasını düşünmüyorum demektir. Başkalarının rahatsız olması, başkalarını rahatsız etmem, beni ilgilendirmiyor, demektir. Bana ne, sana ne, ona ne, kime ne, demektir. Toplumsal, çevresel, bilimsel duyarsızlık demektir. Cinselliğim, cinsel tercihim, moda herşeyden önce gelir demektir. Ben pisikopatım(psikopatım), sosyopatım demektir. Hoşunuza gitmiyor ise de dinleyeceksiniz demektir. Benim hoşuma gidiyor, sizin hoşunuza gitmiyor ise sizin sorununuz demektir. İşin açığı, gerçekde(gerçekte): Ben öğretmen olmayı hak etmiyorum, demektir.
 
Gürültü olan yerde; gürültüye tepki gösterilmeyen yerde, gürültünün yasak olmadığı yerde; demokrasi olsa da, seçimler olsa da özgürlük olsa da gerçek anlamında uygarlık, çağdaşlık, eğitim, okul, devlet, aydın yok demektir. yok demektir.
 
Bence; gürültü çıkaran ayakkabılar giyenler öğretmen yapılmamalı; giyern öğretmenler var ise de öğretmenlikden(öğretmenlikten) çıkarılmalı. Topluma, çevreye, başkalarına bilimsel saygısı, duyarlılığı olmayanlar niye öğretmen yapılsın ki? Topluma yanlış, kötü, zararlı, hukuk dışı, bilim dışı, pisikopatça, sosyopatça şeyler öğretenler, örneklik edenler neden öğretmen yapılsın ki? Öğretmenlik ekmek kapısı, iş kapısı, moda uygulama merkezi, moda izleme merkezi, diktatörlük koltuğu, bilin altını tatmin makamı, külhanbeyilik sahası değil; bilim, kültür, ahlak, aydınlık, erdem, ruh kapısıdır herşeyden önce.
 
Taka tuka, taka tuka.
 
Öğretmensin öyle mi?
 
Yazık.
 
Bir öğretmen; gölge kadar sessiz olmalı.
 
Öğretmenleri hiç sevesim gelmiyor artık nedense.
 
Bir düşünür, alim, bilge uyardığında gülme. Gülersen ölürsün.
 
 
Necdet Gürçiftçi
Patentsiz, dinsiz, yerli üretim bir Türk-Türkiye bilgesi
28-Aralık-2012’de internetde yayınlandı.
 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !